Elektrikli araç pazarının hızla büyümesiyle birlikte, şarj altyapısı da ikinci fazına giriyor. Türkiye’nin ilk elektrikli araç şarj ağı operatörü Eşarj, şarj ağının yaklaşık yüzde 85’ini oluşturan hızlı (DC) istasyonlarıyla, bu ikinci fazın gerektirdiği güvenilirlik, operasyonel süreklilik ve zahmetsiz şarj deneyimini merkeze alıyor.
Elektrikli araç pazarı Türkiye’de ve dünyada hızla büyürken, şarj altyapısı da yeni bir evreye giriyor. Türkiye’de kurulan ilk elektrikli araç şarj ağı operatörü olan Eşarj, ekosistemin oluşumunda rol üstlenmiş bir marka olarak, bu yeni dönemin ihtiyaçlarını okuyarak dönüşümde aktif rol almayı hedefliyor.
Enerjisa Enerji’nin tamamına sahip olduğu Eşarj, Türkiye genelinde yaklaşık 1.500 istasyon ve 2.500’e yakın soketle faaliyet gösterirken, şarj altyapısının yaklaşık yüzde 85’ini hızlı (DC) şarj istasyonları oluşturuyor.
Bir kahve süresi
Eşarj, güçlü operasyonel yapısı, geniş teknik ekibi ve stabil dijital altyapısıyla bu ihtiyaca yanıt vermeyi amaçlıyor. Genel kullanım koşullarında, DC şarj istasyonlarında araçların yüzde 20’den yüzde 80 doluluk seviyesine ortalama bir kahve molası süresinde ulaşabilmesi, bu yaklaşımın sahadaki yansıması olarak öne çıkıyor.

‘En önemli unsur güven ve sürdürülebilirlik’
Türkiye’de ve dünyada elektrikli araç pazarının çok hızlı büyüdüğünü belirten Eşarj Genel Müdürü Yakup Aydilek, sektörün geleceği hakkında “Uluslararası projeksiyonlar, önümüzdeki yıllarda satılan araçların büyük bir bölümünün elektrikli olacağını gösteriyor. Bu büyüme, şarj altyapısında da yalnızca daha fazla istasyon kurmayı değil; daha sağlam, daha güvenilir ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı zorunlu kılıyor. Bugün şarj altyapısı, ikinci fazına girmiş durumda. Artık sadece ‘kaç istasyon var’ sorusu değil; bu istasyonların ne kadar çalışır olduğu, nasıl işletildiği ve kullanıcıya ne kadar güven verdiği konuşuluyor. Eşarj olarak 2 milyon 650 bin şarjlanmayı aşmış durumdayız. Sektörün ilk oyuncularından biri olmanın getirdiği deneyimle, bu dönüşümü uzun süredir öngörüyoruz. Önümüzdeki dönemde elektrikli mobilitenin başarısını belirleyecek en önemli unsurun da bu güven ve sürdürülebilirlik yaklaşımı olacağına inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.


